📖 3 dakika okuma

Ayak sürüyen Fransa’nın beklenmedik hamlelerle yeni iddialı Berlin’i şaşırtarak rollerin değişmesine yol açtığı belirtiliyor.

📌 Avrupa Birliği’nin geleneksel motoru olarak bilinen Fransa-Almanya ilişkilerinde, son dönemde dikkat çekici bir rol değişimi yaşanıyor. Tarihsel olarak mali konularda temkinli ve AB entegrasyonunda frene basan taraf olarak görülen Almanya, Şansölye Olaf Scholz liderliğindeki yeni hükümetle birlikte iddialı ve reformist bir tutum sergilerken, geçmişte Avrupa projesinin itici gücü olan Fransa ise önemli konularda ayak sürüyerek Berlin’de hayal kırıklığına neden oluyor. Bu yeni dinamik, özellikle enerji piyasası ve sermaye piyasaları birliği gibi kritik alanlarda kendini gösteriyor ve AB’nin gelecekteki politika yönelimlerine dair belirsizlikleri artırıyor.

Bu rol değişiminin en somut örneklerinden biri, Avrupa’nın yeşil ve dijital dönüşüm için ihtiyaç duyduğu devasa yatırımları serbest bırakmayı amaçlayan Sermaye Piyasaları Birliği (CMU) projesinde yaşanıyor. Almanya, kıtadaki trilyonlarca avroluk özel tasarrufu harekete geçirmek için bu projenin hızlandırılmasını ve Avrupa Menkul Kıymetler ve Piyasalar Otoritesi (ESMA) gibi AB kurumlarına daha fazla yetki verilmesini savunuyor. Berlin’e göre, daha entegre ve denetlenen bir sermaye piyasası, ABD ve Çin gibi küresel rakiplerle rekabet edebilmek için hayati önem taşıyor. Ancak Fransa, bu konuda oldukça isteksiz bir tavır sergiliyor. Paris, finans merkezi konumunu zayıflatacağı ve ulusal denetim yetkisini Paris merkezli regülatörlerden Lüksemburg merkezli ESMA’ya devredeceği endişesiyle, denetim yetkilerinin merkezileştirilmesine yönelik adımlara şiddetle karşı çıkıyor. Bu durum, Alman yetkililer tarafından projenin özünü zayıflatan bir “engelleme” olarak nitelendiriliyor.

Benzer bir tıkanıklık, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından aciliyet kazanan AB elektrik piyasası reformu tartışmalarında da gözlemleniyor. Almanya, sanayisini korumak ve enerji arz güvenliğini sağlamak için daha entegre bir piyasa yapısı ve fiyat istikrarı sağlayacak mekanizmalar talep ediyor. Berlin, piyasanın daha verimli çalışması için ortak kuralların güçlendirilmesini istiyor. Buna karşılık Fransa, büyük ölçüde devlete ait nükleer enerji devi EDF’nin çıkarlarını korumaya odaklanmış durumda. Paris, düşük maliyetli nükleer enerjisinin avantajlarını kendi sanayisine ve tüketicisine yansıtmak istiyor ve bu avantajı ortadan kaldırabilecek piyasa müdahalelerine veya entegrasyon adımlarına sıcak bakmıyor. Fransız hükümetinin bu korumacı yaklaşımı, ortak bir Avrupa çözümünün önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor ve Berlin’de giderek artan bir hayal kırıklığına yol açıyor.

Bu politika değişikliğinin ardında yatan temel nedenler, her iki ülkenin iç siyasi dinamiklerinde yatıyor. Almanya’da, Şansölye Scholz’un Ukrayna savaşının ardından ilan ettiği “Zeitenwende” (dönüm noktası) politikası, ülkenin dış ve ekonomi politikasında daha proaktif ve iddialı bir rol üstlenmesine yol açtı. Üç partili koalisyon hükümetindeki Yeşiller ve Liberaller gibi ortaklar da daha derin bir AB entegrasyonunu güçlü bir şekilde destekliyor. Fransa’da ise durum tam tersi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un geçtiğimiz yıl yapılan seçimlerde meclisteki mutlak çoğunluğunu kaybetmesi, hareket alanını ciddi şekilde daralttı. İç politikada zorlanan Macron, Avrupa sahnesinde riskli veya popüler olmayan kararlar almaktan kaçınıyor ve ulusal çıkarları daha fazla ön planda tutan bir strateji izliyor. Bu durum, Macron’u geçmişteki cesur Avrupa vizyonundan uzaklaştırarak daha temkinli bir pozisyona itiyor.

📌 Sonuç olarak, geleneksel Fransa-Almanya eksenindeki bu beklenmedik rol değişimi, Avrupa Birliği’nin karar alma süreçlerini yavaşlatma riski taşıyor. Bir zamanlar Avrupa entegrasyonunun vizyoneri olan Fransa’nın iç politikaya odaklanarak temkinli bir duruş sergilemesi, yeni bir atılımcılıkla öne çıkan Almanya’nın reform çabalarını sekteye uğratıyor. AB’nin mali kurallarının reformu gibi diğer konularda da benzer görüş ayrılıkları devam ederken, Avrupa’nın en önemli ortaklığının bu yeni ve karmaşık dinamiği, bloğun gelecekteki zorluklara ortak bir yanıt verme kapasitesini doğrudan etkiliyor. Berlin’in sunduğu iddialı tekliflerin Paris tarafından sık sık sulandırılması veya engellenmesi, kıtanın geleceği üzerinde belirleyici bir rol oynayacak gibi görünüyor.

(Kaynak: https://www.ft.com/content/99d256e6-8501-4ab8-81d2-d937d5888f01)

🏷️ #ekonomi #gonews #haber

Bir yanıt yazın

Trending

Go News Turkiye sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin