İstanbul’un en köklü markalarından biri olan ve iki asırlık bir geçmişe sahip Beyaz Fırın, Stoyanof ailesinin beşinci kuşak temsilcisi Nathalie Stoyanof Suda’nın yeni kitabıyla lezzet mirasını geleceğe taşıyor. Bir aile işletmesi olarak 200 yıldır varlığını sürdüren Beyaz Fırın’ın Genel Müdürü olan Suda, “Nathalie’den Yaşanmış Tarifler” adını verdiği beşinci kitabını okuyucularla buluşturdu. Kitap, markanın uzun yıllara dayanan deneyimini ve ailenin mutfak kültürünü yansıtan özenle seçilmiş tariflerden oluşuyor. Kek, pasta ve börek kokuları arasında büyüyen Suda, bu eserinde hem aile yadigârı reçetelere hem de kendi geliştirdiği lezzetlere yer veriyor.
Nathalie Stoyanof Suda, çocukluğundan itibaren mutfağa olan tutkusunu profesyonel bir kariyere dönüştürmüş bir isim. Ortaokul ve liseyi Saint Benoît Lisesi’nde tamamladıktan sonra Koç Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olan Suda, pastacılık alanındaki yetkinliğini dünyanın en prestijli okullarından Le Cordon Bleu Paris’te aldığı eğitimle pekiştirdi. Aile işini devam ettirme kararını henüz 15 yaşındayken veren Suda, 1999 yılının Aralık ayında Beyaz Fırın’da ürün geliştirme ve pazarlama sorumlusu olarak profesyonel kariyerine başladı. Bu süreçte, markanın en değerli ustalarından Hıdır Usta ile birlikte yüzlerce yeni tarif geliştirerek Beyaz Fırın’ın menüsüne önemli katkılarda bulundu. Babası ve markanın dördüncü kuşak temsilcisi olan Dimitri Stoyanof’tan genel müdürlük görevini devralan Suda, liderliğinde markanın şube sayısını 15’e çıkardı ve yakın zamanda bu sayının 17’ye ulaşacağını belirtti.
“Nathalie’den Yaşanmış Tarifler” kitabı, Suda’nın mutfaktaki zengin birikiminin bir yansıması olarak dikkat çekiyor. Kitapta yer alan tarifler, annesinin mutfağından, babaannesi, dedesi ve amcasıyla San Francisco’daki restoranlarında geçirdiği zamanlardan, Beyaz Fırın’ın klasikleşmiş lezzetlerinden ve kendi mutfağında yarattığı yüzlerce reçete arasından titizlikle seçildi. Suda, markanın temel felsefesini “Bizim Kutupyıldızımız lezzet” sözleriyle özetliyor. En kaliteli ham maddeleri bulup kullanmanın ve her ürüne özen göstermenin altını çizen Suda, bir yandan iki asırlık lezzet hafızasını korumaya çalışırken diğer yandan da yenilikçi ürünler geliştirmeye devam ettiklerini ifade ediyor. Beyaz Fırın’ın bugüne kadar 3 binden fazla reçete geliştirdiği tahmin ediliyor; bu tariflerin bir kısmı kalıcı hale gelirken, bir kısmı da değişen tüketici alışkanlıklarına göre menüden çıkarıldı.
Markanın ismi de köklü geçmişi kadar sade ve anlamlı bir hikâyeye dayanıyor. Nathalie Stoyanof Suda, “Beyaz Fırın” adının, fırıncılığın üç temel malzemesine atıfta bulunan “un beyaz, tuz beyaz, şeker beyaz, o zaman Beyaz Fırın olsun” söyleminden geldiğini belirtiyor. Bu basit ama güçlü ifade, markanın özündeki saflığı ve kaliteye olan bağlılığını simgeliyor. Bu bağlılık, sadece ürünlerde değil, aynı zamanda aile içi lezzet tartışmalarında bile kendini gösteriyor.
Suda, babası Dimitri Stoyanof ile aralarında geçen tatlı bir anlaşmazlığı da paylaşıyor. Özellikle Paskalya çöreği konusunda yaşanan bu atışma, ailenin lezzete olan tutkusunu gözler önüne seriyor. Babasının, fırından çıkan Paskalya çöreğinin üzerine bol miktarda damlasakızı serpilmesini istediğini, kendisinin ise sakızın fazlasının çöreğin tadını acılaştıracağını düşündüğünü anlatıyor. Suda, “Ben ‘olması gerektiği kadar bol olsun’ derim, babam ise sadece ‘bol olsun’ der,” diyerek bu tatlı anlaşmazlığın nesiller boyu süren lezzet arayışının bir parçası olduğunu dile getiriyor. Bu küçük anekdot, Beyaz Fırın’ın sadece bir ticari işletme değil, aynı zamanda yaşayan, nefes alan ve lezzet etrafında birleşen bir aile olduğunu kanıtlıyor.
(Kaynak: https://www.hurriyet.com.tr/kelebek/lezzetli-hayat/un-beyaz-tuz-beyaz-seker-beyaz-43060163)






Bir yanıt yazın